banner190

Oyuna Gelmeyelim!

Din, istismara çok açık. Hele hele  İslam’ı aslından öğrenemediniz zaman her önünüze gelene inanma gibi bir zafiyet söz konusu olabiliyor, haliyle.
Şeyh kılıfına girip, hoca cübbesini sırtınıza takıp birde sakalınızı uzattınız mı, biraz dinden bahsedip  tefekkür görüntüsü vermek için gözlerinizi yumdunuz mu, boşlukta, arayış içerisinde olan binlerce insanı peşinize takmış olursunuz. Geri dönüp baktıkça rolünüze kendinizi daha da kaptırdığınızın farkına varırsınız. Siz yürüdükçe onlar gelir peşinizden, siz konuştukça onlar kendilerinden geçerler.

Rolünüzü oynamanızda sıkıntı olmaz. Temelde bir şey olmayınca bir yerlerden açık vermeniz muhtemel.  Bir defa peşinizde yürüyen binlerce insanı durdurmak mümkün olmaz bu sefer.
Son şarlatan bunlardan bir tanesi; bilmem ne tarikatının şeyhiymiş; küçücük bir çocuğu taciz ediyor. Çok dikkat çekmesi bu şahsın kendini şeyh olarak tanıtmış olmasından kaynaklanıyor. Yoksa her gün böyle olayları duyuyor, binlerce ahlaksızlığa şahit oluyoruz. 
Bu ilk değil, son da olmayacaktır. Bu ülkede papazın yıllarca namaz kıldırdığına, cübbe altına saklanıp misyonerlik faaliyetleri yaptığına  bu tarih şahittir. İslam’la mücadeleyi hedef olarak önüne koyan her kesimden düşman bu yöntemin çok etkili olduğunu biliyor. 
28 Şubat’ı kıvamına getirmek için Fadime Şahin ve Kalkancı oyununu oynayan darbeci zihniyet değil miydi? Aczimendileri sokaklara salan kimlerdi?  Maksat hâsıl olunca ortalıktan bir anda kayıp olmaları dikkatlerden kaçmadı. 

FETÖ örgütü, dış mihrakların yazdıkları senaryoyu oynamadımılar yıllarca! Onlar da Allah dedi, din, iman, peygamber diyerek insanları aldattılar. İnsanların duygularını sömürdüler. Neticede bütün foyaları meydana çıktı. Çıktı da ne oldu? En büyük zararı yine saf ve temiz müslümanlar gördü.  Bütün bunların oyun olduğu anlaşılana kadar zaman kazanan belli kesimler hedeflerine ulaştılar. 
Bu sahte şeyhin de bir oyunun parçası olduğunu şimdilik bilemiyoruz. “Nefsine uydu, şeyh değildi ancak kendini öyle tanıttı” ne derseniz deyin ellerini ovuşturanların iyi bir malzemesi ve figüranı olduğu kesin. 
Peşinden gidenler kadar böyle tuzaklara sazan gibi, hele hele İslam davası için yola çıktığını iddia edenlerin  düşmesine ne demeli!
Kadim bir geçmişi olan, adeta devletlere yol gösteren, padişahların bile en önemli rehberi ve danışmanı durumunda olan şeyhlere  ve evliyaüllaha, toplumun düzenini sağlama açısından  otokontrol sistemi gibi görev yapan tarikat ve tasavvuf müesseselerine kökten karşı çıkıp “bu işler böyle olmuyor, tarikat ve cemaatlere savaş ilan edilmeli” diyerek işin arkasından oynananları görmekten aciz başka bir kesime ne demeli!

Asıl zararı gören, İslam’a hizmet eden samimi insanlar olduğunu ne zaman anlayacağız!
Hiç unutmam, halada öyle; FETÖ’nün ilk çıktığı zamanlarda imamlar, imam olduklarını söylemekten korkar olmuşlardı.  “Cemaat” lafı uluorta söylenemezdi; “Hizmet” lafını kirlettiler, “Himmet” sözüne leke vurdular.
Şimdi de “Şeyh, Mürşit” dendi mi tacizci anlaşılır hale getirmek istiyorlar. Gaye üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek, unutmamalı!
İfade ettiğim gibi yine oyuna geliyoruz, farkında olalım veya olmayalım.
Elbette ki böyle şarlatanlar için gerekli tedbir alınmalı, caydırıcı müeyyideler uygulamalı. Bu cezalandırma tümden cemaat ve tarikatlara karşı olursa asıl tehlike işte o zaman baş gösterir. Buna sevinenler, müslümanlara yapılan operasyonları koltuklarına yayılarak çaylarını yudumlayıp izlerken bu işin keyfini çatacak,  yıllarca çektikleri çileye müslümanlar tekrar muhatap olmuş olacaklar. 

Suç, şahsidir, hiç bir cemaati ve tarikat bağlamaz. Önemli olan fikir ve düşünceleridir. Tasavvuf geleneğinin geçmişini okumak, ne gibi değişikliklere uğramış, onu masaya yatırıp konuşmak daha anlamlı ve akıllıca olmaz mıydı?
Şunu unutmamalı; tasavvufun öncülerinin kırmızıçizgileri vardır. Bazılarının dediği gibi “şeyh ne dese o olur” anlayışı yoktur tasavvufa. O kırmızı çizgi şudur. Bir mürşit havada uçarken görseniz, eğer kuran ve sünnete muhalifse itibar edilmez. Firavun bile İstidraç (olağanüstü haller) göstermiş. Peygamber Efendimizin hadisi şerifinde bildirdiği gibi; Deccal’ın bazı olağanüstü şeyler göstererek insanları aldatmaya çalışacağı haber verilmiştir. Asıl iş keramet aramak değildir. İlle de keramet aranacaksa da, en büyük kerametin İslam’ı yaşamak olduğunu söyleyen tasavvufun öncülerinin bu uyarısına kulak asmalıyız.

Günahın bahanesi olmaz. Ona kılıf uydurulmaz. Bu böyle iken nasıl olurda nefsi terbiye etme gayesi üzerine kurulu tasavvuf ve tarikatları itibarsızlaştırma tuzağına düşebiliriz?
Kısaca, insanın burnuna kötü kokular geliyor. Bir şarlatan üzerinden herkes nasıl ve ne şekilde vururum onun hesabını yapıyor.
Birileri kalkıyor “bu tarikatlar tamamen kaldırılmadıkça birlik olmaz” diyor. Zaten tarikat karşıtlığı üzerine fikirlerini bina etmiş insanlar “ha işte yine haklılığınız meydana çıktı” diye naralar atıyor. Başka bir kesim “işte İslam bu” diye doğrudan İslam’a kusmuklarını döküyorlar.

Ey Müslüman kardeşim! Söylemlerimize dikkat edelim. O şarlatan ve tacizcinin şehir meydanlarında kurana ve İslam’a küfreden, şeriata hayır” pankartları açan deyyuslardan bir farkı yok. Kuran deyip, İslam deyip onu tahrif etmenin yolunu araştıran ile bu şarlatanların aynı yerden beslendiğini de unutmayalım!
Mensubiyetini dininin önüne geçiren,  cemaat anlayışına dininden  daha çok değer veren ile bu tacizciyi farklıymış gibi görmeyelim.
Sünneti, kuranın alternatifi gören ile sünneti inkâr edenin arasında fark olmadığı gibi; İslam’ı, 1500 sene öncesi çöl kanunu gören ile İslam’ın helal dediğini haram, haram olarak bildirdiğini helal sayanları farklı ve karşıt fikirler olarak algılamayalım.
Her şeyden önce İslam’ın çok düşmanı olduğunu unutmadan oyun içinde nice oyunların sergilendiğini, bu gibi durumlarda özellikle müslümanları taşeron olarak kullanmak istediklerini hatırımızdan çıkarmayalım!
Selam ve dua ile…

YORUM EKLE